Subscribe

Aşka Dair || 1.Bölüm | Wattpad Hikayem

4/21/2015, BY Tuğba Atıcı Coşar -

Herkese Merhaba...

Aşka Dair benim ilk hikayem ve bende blogum da yayımlamaya karar verdim.Wattpad hala devam ediyor okuma için kullanıcı adım Tubacsr :)

1.Bölüm

Acının varlığını bu kadar acı öğrenmek istemedim ki…
~
Ela
   Kapıyı açarak arkama bile bakmadan dışarı çıktım. Kalbim gördüklerimi kabul etmemek için direnirken aklım yanlış anlamış olmayı diledi. Ama ben gördüklerimi ne kadar inkâr etmeye çalışsam da duyduklarım yeterliydi. Aklımdan çıkaramadığım sesler şimdi acı verici bir çınlama gibi orada kafamın içinde yankılanıyordu. Bu o kadar acı veriyordu, o kadar derinde hissediyordum ki etrafımda ki onca sese rağmen o odada duyduklarım dışında başka hiçbir ses yokmuşçasına kulaklarımda sadece onların sesi çınlıyordu.
   Bunun nasıl olduğunu, benim başıma nasıl geldiğini ya da bunu hak edecek ne yapmış olduğumu bilmiyordum. Onları gördüm. Kahretsin ki gördüğüm o görüntünün aklımdan nasıl çıkacağı hakkında hiçbir fikrim yoktu. Şuan hissettiğim şeyler sanki sonsuza kadar orada kalacak ve bana sürekli acı verecekmiş gibi geliyordu. . Bunu bana nasıl yapabilmişti, onu bu kadar mı yanlış tanımıştım ben, gözlerim nasıl bu kadar kör olmuştu da ben kendimi bu duruma düşürmüştüm.

   Kapıdan çıktığım sırada arkamdan duyduğum tek ses onun sesiydi ve sadece “Allah kahretsin, bunu görmemeliydin” diyen adamın isyanıydı. Bunu görmemelimiydim. Lanet adamı yakalamıştım onu kâbuslarımdan çıkmayacak görüntüsü zihnime kazınmıştı ama pislik herifin tek düşündüğü bunu görmüş olmam mı?  Eğer görmeseydim bunu ne kadar devam ettirecekti ki.

Adi herif…

   Arkamdan tekrar seslendiğinde daha fazla hızlandım.” Ela, Ela ne olur bekle”.
Ayaklarıma nasıl söz geçirdim bilmiyorum ama bir şekilde başardım. Tabi ki onu beklemeye niyetim yoktu. Ama sesi artık daha yakından geliyordu. Bir an döndüm ve arkama baktım. Haklıydım Tarık hızla ve telaşla bana yetişmeye çalışıyordu ki bu hızla devam ederse de birazdan yanında olurdu. Benden neden uzak durmuyordu ki sanki bana bunu rahatça yapabilmesine rağmen neden hala peşimdeydi.
“Allah’ım ne olur bana yardım et” diye sessizce dua ettim.
   Şuan dua edip bu işten kurtulmaktan başka yapabileceğim hiçbir şey yoktu. Bu adamla şimdi yüz yüze gelmek istemiyordum. Aslında bir daha onun yakınında bile olmak istemiyordum. Bir an bile düşünmek için kendime fırsat tanımadım.  Adımlarım beni güzel havanın tadını çıkaran insanlarla dolu parkın içine sürükledi. Birkaç kere kalabalığın arasından dönüp arkama baktım ama onu göremedim. Biraz daha rahatladığımı hissettiğim anda kendime derin nefesler almayı hatırlattım. Bunu başardım da ama hemen sonra ihanet tüm ağırlığıyla üzerime çökünce acı artık katlanılabilir olmaktan çok uzaktı.
   Önce kalbimde, sonra bütün bedenimin de her bir zerresiyle hissettim acıyı. İhanetin acısını. Sanki bütün benliğimi istila etmeye çalışan bir virüs gibi yayıldıkça yayıldı ve o ince sızı o kadar kahrediyordu ki nefes alamadım. Dizlerimin artık beni taşımayacak hale geldiğinin farkındaydım ama dayandım. O kadar çok yürüdüm ki ölüm gibi gelen bir zaman sonra ilk bulduğum banka bıraktım kendimi. Dışarıdan bana bakan insanların gördüğü şey hakkın da hiçbir fikrim yoktu ama umurumda da değildi. Gözümden akan yaşları umursamadım.
Kalabalığa aldırmadım. Göğsümü yırtıp çıkmak isteyen acıyı atabilmemin tek yolu şuanda ağlamaktı. Bunu istemedim onun için ağlamak bu duruma düşmek istemedim ama elimden başka hiçbir şey de gelmedi. Gözümden akan her damla yaş için onu suçladım, ama bilmediğim bir nedenden ötürüde ondan daha fazla kendimi suçladım. Hava yavaşça kararırken orada gizlenip sonsuza kadar kalmayı istedim. Umurumda bile değildi. Burada böylece oturup sadece düşünmek istiyordum. Düşündüm de…

   Daha iki saat önce hayatım nasılda yolunda gidiyordu. En azından ben aptal gibi öyle olduğuna inanıyordum. Mutluydum bu adamı seviyordum ve onunda beni sevdiğinden o kadar emindim ki. Ne kadar aptalmışım böyle. Onunla yaşadığım her şey, uğruna inanıp verdiğim her şey sadece yalanmış. Onunla geçirdiğim bütün zamanlar bir aldatmadan ibaretmiş. Bu sabah yatağımda mutlu bir şekilde uyandığımda hayatımda her şeyin ne kadar harika olduğunu düşünen zavallının tekiymişim ben. Üniversite hayatım boyunca stajyer olarak çalıştığım iş yerinde artık kalıcı elemandım. İşimi seviyordum, çevremde beni seven değer verdiğim arkadaşlarım vardı. Çok sevdiğim bir adam vardı üstelik en az benim sevgim kadar onun kalbinde de bu sevginin varlığına inanıyordum. Bu adama güvenmiştim tüm benliğimle inanmıştım. Bir yıldan biraz daha fazla bir zamandır ilişkimiz vardı. Hiç yapmadığı bir şeyi yapıp ona o kadar çok güvenmeyi tercih etmiştim ki belli ki şimdi de bu aptallığının bedelini ödüyordum. Bu kadar tedbirli davranmama, hep bir adım geri durmama arkadaşlarım o kadar çok laf etmişti ki sonunda onları dinleyip kalbimi açmıştım ve bunu yaptığım kişinin bana verdiği karşılığa bakınca kimseyi dinlememem gerektiğini bir kez daha anladım. Hem de acı bir yoldan.

   Ah bu kadar salak olmak zorundamıydım sanki. Gözümden akan yaşlara lanet okuyup elimle sertçe sildim. Ağlamak istemiyordum. O hayvan için tek bir damla yaş bile dökmek istemiyordum ama sanki durması imkânsızmış gibi gözlerimden laf dinlemeden dökülüyorlardı işte.
   “Allah’ım lütfen bu acıyı sök al içimden. Onun için ağlamak onun için acı çekmek istemiyorum. Onun için hiçbir şey yapmak istemiyorum. Lütfen”
   Başımı eğip ellerimin arasına alıp sıktım. O görüntüleri kafamdan atmak ister gibi ama tabi ki işe yaramadı. Oradaydı, orada öylece tekrar ve tekrar başa dönen bir film gibi oynuyordu. Bir yerde kesin bir şeyler yapmış olmalıyım ki şuanda bu durumdaydım. Sürekli kendimde bir hata aramaktan vazgeçmem gerektiğini biliyordum ama düşünmeye engel olamıyordum işte. Yanımdan geçip giden insanların bana baktığının farkındaydım ama umurumda bile değildi. Hiç birine aldırmadım. Belli ki bana acıyarak bakıyorlardı ama şuanda bunu düşünmek istemiyordum. Çünkü ben kendime herkesten daha fazla acıyordum zaten.
   Her şeyin farkındaydım. Artık hayatımda hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Biliyordum. Şu anda bu çok sevdiğim şehirde bile kalamazdım. Avuç içlerimi sertçe yanaklarıma bastırıp laf dinlemeden akan lanet yaşları sildim. Yerimden kalkıp hızlı adımlarla evime doğru yürüdüm.
 Yürürken aklıma gelen ilk kişiyi, bu hayatımda dostluğuna inandığım tek kardeşim çocukluk arkadaşım Didem’i aradım. İki hafta sonra evlenecekti. Kocası Kemal benimde arkadaşımdı. Her yaz tatil için gittiğimiz Çeşme’de hep bir araya gelir bir an bile ayrılmazdık. Farklı şehirlerde olmamıza rağmen hiç kopmamıştık.  Didem benim hiç olmayan kız kardeşim Kemal ise tam bir korumacı ağabeydi. Didem benden üç yaş Kemal iste dokuz yaş büyüktü. Kemal bize hep kol kanat gererdi.
   İki sene önce sınavlarımdan dolayı geç katıldığım tatilimde öğrenmiştim ikisinin sevgili olmaya karar verdiğini. O kadar şaşırmış ve şok olmuştum ki bir an ne diyeceğimi bilemeden öylece onlara bakmıştım. Ama bir o kadar da sevinmiştim. Arkadaşımın Kemal’e karşı hislerini fark etmiştim tabi ki, ne zaman Kemal’in yanında bir kız görse hep bir huzursuzluk çıkarmaktan vazgeçmiyordu. Surat asıp oturması da pek gizlenecek bir şey değildi zaten. Ama beni asıl şaşırtan Kemal olmuştu. Ondan hiç şüphelenmemiştim işte. Hislerini çok iyi saklamayı becermişti.
   İki yıldır ilişkileri vardı. İlk zamanlar birçok sorun yaşamışlardı çoğu da uzaklıktan dolayıydı. Bu yüzden Kemal artık dayanamayıp ikisinin de Çeşmeye yerleşmesine karar verdiğinde tabi ki onu destekledim. Yoksa Didem neredeyse kafayı yemek üzereydi. Tabi ki bana da yedirtmesi kaçınılmazdı.
Bana göre ikisi tam bir birlerine göreydi. İşin aslı Didem’i Kemal’den başka hiç kimsenin idare edebileceğini düşünmüyordum. Kemal de beni haklı çıkararak bu işi gayet iyi beceriyordu. Didem o kadar deli o kadar, nasıl desem vurdun duymazdı ki Kemal’in çok işi vardı onunla.
   Düğünü düşününce midem bulanmaya başladı, boğaz düğümlenmesi ne demek şuan yaşıyarak tecrübe ediyordum resmen. Tarık’ta benimle birlikte gelecekti. İlk defa ailemin sevdiğim insanların arasına sokacaktım onu. Kendim gibi onu da heyecanlı zannediyordum birde. Bana daha iki gün önce;
    “Ne yapıp edip işlerimi toparlayacağım aşkım, seni o kadar bekâr erkeğin içine seni yalnız göndermem mümkün değil” demişti.
   Ah belki de o sırada benimle telefonda konuşurken bir yandan da o kız beceriyordu ya da elleriyle dokunuyordu. İğrenç bu iğrenç bir şeydi. İşte şimdi kusacaktım.
   Yeniden ağlamak üzereydim üstelik şimdi birde midem de isyan ediyordu. Daha fazla dağılmadan telefonumu cebimden çıkardım. Bir sürü cevapsız arama ve mesaj vardı. Kimden olduğunu bildiğim için hepsini görmezden gelip arkadaşımı aradım. Didem her zaman olduğu gibi telefon elinde bekliyordu herhalde ki hemen cevap verdi.
   “-Efendim canım” dedi her zaman ki neşeli sesiyle. Onun sesini duymak bütün duvarlarımın yıkılmasına sebep olsa da kendimi ona cevap vermek için sesimi bulmaya zorladım. Ama ağzımdan onun isminden fazlası çıkmadı maalesef.
   “-Didem!” diye fısıldayabildim sadece. Beni benden daha iyi tanıyan arkadaşım tabi ki bende bir şeyler olduğunu anlamıştı. Onun telaşlanmasına sebep olduğum için kendime deli kızdım ama şuan bundan fazlası da elimden gelmiyordu.
   “-Ela sen iyimisin canım, sesin neden bu kadar kötü geliyor?” Ona ne cevap vereceğimi bilemedim. Bunu telefonda yapmak istemiyordum. Yapamazdım da. Şuan bu haldeyken, daha her şey bu kadar yeniyken üstelik telefonda konuşabilmemin imkanı yoktu.. Hayır, şuan olmazdı. Kendime hâkim olamayıp ağlamaya başladığımda her şey daha beter bir hal almaya başladı. Didem daha çok telaşlandı tabi ki.
   “-Ela sen ağlıyorsun. Ne oldu bak öldürme beni burada meraktan. İyi misin?” Onu telaşlandırdığım için kendimi tokatlamak istedim ya da yoldan geçen birini çevirip bana bir tane patlatmasını istemeyi istedim. Yinede onu teselli edecek tek bir kelime bile çıkmadı ağzımdan. Sadece bir an önce konuşup kurtulmaktan başka istediğim bir şey yoktu şuan.
   “-Ben hiç iyi değilim Didem. İnan bana senin en mutlu olduğun zamanları berbat ettiğim için kendimden nefret edeceğim biliyorum ama şuan bunu düşünemiyorum bile. Bu lanet şehirden hemen çıkmam lazım. Haftaya gelecektim biliyorum fakat daha fazla kalamam hemen bu gece gelmem sorun olur mu?”
   “-Tabi ki sorun olmaz canım. Bunu sorman bile hata, erken gelmen beni çok mutlu eder inan bana hem sen gelmezsen şuan ben senin yanına gelirim.” Didem telefonda biraz sessizleşti. Onu merak ettiğini belli eden bir iç çekiş duydum.
   “-Ne oldu sana canım. Hem sen neredesin Tarık nerede neden yanın da değil sen bu haldeyken.” Ah bir bilsen Didem… Onun ismini duymak bile işkence gibi geldi bana.
   “-Didem ne olur bana onun adını anma, hiçbir şey sorma çünkü sana şuan da bir şey söyleyecek gücüm yok. Oraya geldiğim zaman uzun, uzun konuşsak. Lütfen.”
   Dudaklarımı sımsıkı kapatmama rağmen ağzımdan kaçan hıçkırığa engel olamadım. Gözlerimde durmak bilmeyen laf dinlemez yaşlar sanki artık benim bir parçam gibi sürekli akmaya devam ediyordu. Didem benim ne kadar kötü olduğumu tahmin etmiş olmalı ki hiç yapmadığı bir şeyi yapıp daha fazla üzerime gelmedi.
   “-Tamam, canım bu gece gel. Seni bekliyorum” derken sesi sıcacıktı ve telaşlı. Ona bir şeyler söylemek istesem de ne yazık ki beceremedim. Sadece “tamam” deyip ona uçak saatimi haber vereceğimi söyledikten sonra kapattım.
   Kısa süre sonra evimin önündeydim. Apartmandan içeriye girip kapımın önünde bir süre durup bekledim. Sessizce içeriden bir ses gelip gelmediğini kontrol ettim. Neden sanki yedek anahtar vermiştim ki bu adama, bir aptallık daha. Zihnim bana acaba bu eve de bir kadın getirmiş olabilirimi diye oyun oynarken aklımı kaçırmak üzereydim. Bu kadar adi olmaması ihtimaliyle kendimi avutup, ses gelmediğinden emin olup içeri girdim.
   İçeri girer girmez bilgisayarımı açıp özürlerimle birlikte istifamı gönderdim. O pislik yüzünden sevdiğim bir şeyden daha vazgeçmek zorundaydım işte. İş arkadaşlarımı da patronumu da o kadar çok seviyordum ki ama onun bildiği ve ona bu kadar yakın bir yerde asla çalışamazdım. Şuan her hangi bir yerde de çalışabileceğimi düşünmüyordum da zaten…
   Aceleyle küçük bir çanta hazırladım kendime. Elime ne gelirse çantaya tepip hemen evden çıkmak için acele ettim. Kapımı kilitleyip çıktım. Ben evde yokken merak etmesin diye karşımda oturan Selin ablaya bir süre olmayacağımı anlatıp daha fazla soru sormasına izin vermeden aceleyle çıktım.
   Etrafıma taksi bulmak için bakınırken onun arabasını gördüm. Kahretsin hangi yüzle buraya geliyordu ki bu adam. Hayır, lütfen Allah’ım şuan olmaz. Bunu şimdi yapamam. Düz kaldırımda ondan uzaklaşmak için hızla aksi yöne yürüdüm ama o çoktan arabasından inip hızla bana doğru gelmeye başladı. Bir an var gücümle koşup kaçmamı söyleyen dürtüye uymak geçse de aklımdan mantıklı yanım bana hemen yetişeceğini söylemekte geç kalmadı. Neden en çok ihtiyaç duyduğum zamanda bu taksiler ortada olmaz ki.
   Ondan kaçışım olmadığını fark ettiğimde bu durumu kabullenip bana doğru gelen adama döndüm. Gözleri bir an elimde ki çantaya kayınca duraksar gibi oldu ama hemen kendini toparlayıp hızla yanıma ulaştı.
    Ne yani burada kalıp öylece onun için yas tutmamı mı bekliyordu. Gerçi pek de farklı bir şey yaptığım söylenemezdi. Sadece burada beklemektense kaçarak yas tutmayı tercih etmiştim işte. Elime uzanıp tutmaya çalıştığını fark edince;
   “Sakın bana dokunmaya cüret etme” diye bağırdım. Nasıl bir utanmazlıktı bu böyle. Ellerini teslim olur gibi iki yana kaldırıp benden bir adım uzaklaştı.
   “Tamam, canım sakin ol dokunmuyorum”. O anda aklımdan geçen tek şey suratının ortasına bir tane indirmekti. Utanmadan birde hiçbir şey olmamış gibi konuşuyordu. Dönüp gitmem için hareketlendiğimi fark edip hemen konuşmaya başladı.
   “Senden sadece birkaç dakika istiyorum Ela. Beni sadece bu kadar kısa süre dinlersen eğer sana açıklayabilirim.”
   Konuşmasını inanamıyormuşçasına dinledim. Bu adamın gerçekten bana açıklayabileceği bir leyler mi vardı. Bunu düşünecek kadar aptalmıydı Tarık. Ona cevap vermeye bile tenezzül etmedim. Ama tabi ki bu onu durdurmadı.
   “Ela lütfen, beni bir kere dinlemek zorundasın. Seni sevdiğimi biliyorsun.” İşte bu bardağı taşıran son damlaydı. Bu adi herif o kadar şeye rağmen birde beni sevdiğini mi söylüyordu gerçekten. Sinirlerime hâkim olmaya çalıştım. Hala bunu neden yaptığımı bilmiyordum ama biraz daha sakin olmayı becerdim.
   “-Seni dinlemek zorunda değilim. Hatta senin o iğrenç sesini duymak şu yalancı suratını görmek zorunda da değilim. Kendine ya da en azından bana birazcık saygın varsa defol git ve beni rahat bırak. Sana bakamıyorum bile.” Sanki söylediklerim onu yaralamış gibi suratını buruşturunca daha fazla dayanamadım.
   “Hadi ama sakın söylediklerime alındığını düşünmeme sebep olma. Bu kadar da yüzsüz değilsindir umarım. Beni nasıl aldattığını nasıl ihanet ettiğini gördüm inan bana bunları tekrar senden dinlemeye niyetim yok benim.”
   “-Tamam, hepsini hak ettim. Sadece senden beni bir kere dinlemeni istiyorum.”
   “Hayır, seni dinlemek istemiyorum ve inan bana çok daha fazlasını hak ediyorsun sen.”
Etrafımda hala bir taksi olmaması daha fazla sinirlenmeme sebep oluyordu.
   “Evet biliyorum. Yaptığımın hiçbir açıklaması olamaz farkındayım. Hadi lütfen gel de sakince konuşalım.”
   “Şuan sakin olmaktan o kadar uzağım ki şansını zorlama.” Sokağın başında gördüğüm taksiyle bir rahatlama doldu içime, hemen elimi kaldırıp durmasını işaret ettim. Taksi önümde durunca kapıyı açıp çantamı içeri atıp sinirle ona döndüm.
   “-Bir daha seni görmek istemiyorum. Değil görmek sesini bile duymak senden haber falan almak istemiyorum. Aramızda ki var olduğunu sandığım gerçek bile olmayan şey her ne ise bitti. Sakın karşıma çıkayım deme çünkü bir daha asla bu kadar sakin olmam.”
   Onu orada öylece afallamış halde bırakıp gitmenin bu kadar hissettireceğini düşünmemiştim ama gerçekten de rahatlamıştım. Dönüp arkama baktım Tarık hala olduğu yerde dikiliyordu. Bir süre sonra etrafındaki boşluğa tekme savurdu ve ağzından küfür olduğunu tahmin ettiğim bir şeyler bağırdığını duydum. Sonrada arabasına binip hızla yanımdan geçerek uzaklaştı. Adamın hem oradan hem de hayatından hızla çıkıp gidişini sessizce izledim.
   Taksi şoförüne havaalanına gitmesini söyleyip sessizce yolu izledim. Nasıl geldiğimi bile anlamadan alandaydım ve taksiciye parasını ödeyip hızla arabadan indim. Bir saat sonraya bilet olduğunu öğrendiğimde nasıl rahatladım anlatamam hemen Didem’e de haber verdim ve beklemeye başladım.
   Boş bir koltukta elimde küçük bir çantayla otururken düşünmemeye çalıştım ama tabi ki bu mümkün olmadı. Her şey bir, bir doldu aklıma. Kalbime o kadar ağır geldi ki yaşananlar bu işin içinden nasıl çıkacağımı bilemiyordum. Bundan sağ çıkabileceğimden bile emin değildim ki zaten.
   Ama kendime bir söz verdim. Şu anda bu sessiz sakin alanda tek başıma elimde küçük bir çantayla otururken, uzaklaştığım bu şehirde bir karar aldım. Bir daha hiçbir adama kalbimi açmayacaktım. Bundan sonra birine bağlanmak ona körü körüne inanmak yoktu.
   Benim uçağımın kalkacağını söyleyen anonsun sesini duyunca düşüncelerimden sıyrılıp yerimden fırladım. Nasıl bu kadar daldığımı anlamamıştım. Birden yerimden fırlayınca ayağımın bir şeye takıldığını hissettim. Ah hayır bunu fark etmek için çok geç kalmıştım. Dengem bozuldu bir ayağım yerdeki o lanet şey her ne ise ona takılırken diğer ayağım da kaygan zeminde yana kıvrıldı. Yaşadıklarımın üzerine kesin bir tarafımı da kıracaktım şimdi. Lanet olsun. Gözlerimi kapattım ve kendimi en az acı verecek şekilde düşmeye ayarladım. O nasıl olacak artık.
   Ama düşmedim, biri beni tuttu. Ben yere kapaklanmayı beklerken sert bir çift kol beni belimden sardı. O kadar ani ve sertçe yakaladı ki resmen canım yandı.” Ah” diye inledim acıyla. Ama muhtemelen yere düşseydim canımın daha fazla yanacağını bildiğim için bu kadar acıyla başa çıkmaya karar verdim.
   Sonra gözlerimi açtım ve beni tutan, vay canına bu şey her ne ise kesinlikle insan değildi. İri kolların sahibi bir adamdı ama ona isim vermek haksızlık olurdu her halde. Başımı kaldırdım, kaldırdım ve kaldırdım. Bu adamın boyu kaç metreydi ki böyle. Kirli sakallı yüzüne ulaşınca derin bir nefes aldım ve gözlerine baktım. Ben daha az önce yeni kararlar alan o kız değildim sanki ve saatler önce sevdiği adam tarafından aldatılan kız da değildim. Şuan sadece Ela’ydım ve resmen nutkum tutulmuştu.
   Lanet olsun, bunu yaptığım için kendimden nefret ettim. Adamın gözleri şey gibiydi. Imm şey ona isim bulmak çok zordu ama en iyi tabirle okyanus gibiydi. Yeşil derin ve uçsuz bucaksız bir okyanus. Ama o yemyeşil gözler bana kaşlarını çatmış bakıyordu. Hem bu kadar güzel gözlere sahip bir adam hem de bana bu kadar kızgın bakan bir adam görmemiştim daha önce.
   Sanki daha fazlası mümkünmüş gibi adam daha da çattı o kaşlarını ve sonra konuştu.
   “İyimisiniz?” diye soran sesi hem sert hem sinirliydi ama nedense benim kulağıma dünyada ki en güzel ses gibi gelmişti.
   “Teşekkür ederim iyiyim” demeyi becerebildiğime şükrettim. Ama adamın bir sonraki sözleri resmen beni şok etti.
   “İyi bundan sonra dikkatli olursunuz. Tanımadığınız adamların kucağına düşmek pek de güzel bir hareket değil.” diye beni tersledi. Dengede durduğumdan emin olmak için biraz bekledikten sonra elini belimden çekip bana bir cevap fırsatı bile tanımadan öylece bırakıp gitti.
   Nasıl bir ukalalıktı bu böyle. Kendini beğenmiş züppe. Allah’ım ne berbat bir gün geçiriyordum. Adamın sinirlerimi bozmasına fırsat vermektense onu düşünmemeyi tercih edip uçağıma doğru ilerledim. Ama mümkün değildi. Ona cevap veremediğim için resmen içim içimi yemişti.
Yerime oturur oturmaz sakinliğin tadına varmaya çalıştım ama aklıma anında Tarık geldi. Zihnimden onu atmak için çabaladım. O pisliği düşünmekte yok diye uyardım kendimi. Aklıma dolan yeşil gözlere de lanet etim. Bu adam da nerden çıkmıştı şimdi. Aklımdan çıkmasını istercesine başımı sağa sola salladım, o ukala züppeyi de düşünmek yoktu.
   Biraz zaman dedim kendime. Zaman her şeyin ilacı olacak…




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder